Şanzelize Düğün Salonu- Tarık TUFAN

IMG_20151126_222249Minimalist Bir Roman Örneği: Şanzelize Düğün Salonu

Hikâye örgüsünü kısaca özetlemek gerekirse: Şeyh oğlu,  annesi(Ümmü Gülsüm Hanım) ölünce yaşamındaki denge altüst olur, okuldan Eda ile yakınlaşmaya çalışır. Eda’ya ve onun çevresine yaklaştıkça şeyh babasından( Şeyh Ahmet Niyazi Efendi)  ve onun ikliminden uzaklaşmaya başlar. Ölüm ve aşk, bu temel duygular anlatıcı-kahramanı sarsar. Annesinin ölümünün yarattığı boşluk, hissizlik ve anlamsızlığın yanında aşkın baştan çıkarıcılığı ve isyankârlığı da kahramanın yazgısında yeni bir yol çizer. Nitekim ilk başta Fatih’te otururken isimsiz kahramanımız, Beyoğlu tarafına yerleşir ve babasını terk eder. Hiçlik duygusunu ve planlamadan yaşamayı seçer. İşsiz kalır, deneysel işlerde çalışır. Eda’nın bir başkasıyla evlenmesi, ilaçların etkisi ve alışmaya yeni başladığı alkol sağlığını gün geçtikçe bozmaya başlar. Ev arkadaşı Rüstem’in çalıştığı düğün salonunda ilk kez göz göze geldiği gelini kaçırması yaşamına biraz hareketlilik katar. Babasının ve babasının müridi Baki Semih’in çabalarına rağmen kahraman-anlatıcı baba evine dönmez. Kahramanımız, gönüllü sürgününü Rüstem ve Nurhan’ın varlığı ve onların maceralarıyla hareketlenen bir süreçte yaşar. Uzun bir aradan sonra Eda’yla tekrar bir araya gelme, şeyh babasının ölümü ve kahramanın beklenmedik sonu…

Dergâhtaki Trajedi

Baba/oğul gerilimi veya çatışması hikâyedeki en belirgin tarihi ve evrensel konudur. Bu çatışma/kompleks ya da gerilimi Sofokles Batı’da, Firdevsî ise Doğu’da çarpıcı bir şekilde işlemişlerdir. Bu trajedi romanda oldukça sade işlenmiştir. Otorite ve mevcudiyetin hamisi olan baba ile özgürlüğün ve geleceğin savaşımını veren oğul… Gerçi tarihsel trajedi bu romanda tüm çıplaklığıyla yaşanmasa bile asıl etmenin ne olduğu konusunda bize fikir vermektedir. İkilem bir rekabet ve çatışmadan çok, tercih, isyan ve kopuş olarak karşımıza çıkıyor. Oldukçada makul ve meşru bir zeminde… Zira kahramanlar fazla ileri gitmezler, bize bu kavgayı ve hakikati sadece hissettirirler. Babasına olan isyanını bile edepli bir dil ve üslupla belirtir kahraman. “Çok acı çekiyordu babam; oraya öylece yığılıp kalacak gibiydi. Yüzündeki acı ifadesini ilk kez bu kadar açık bir şekilde gördüm. Sırtındaki onca yüke bir de ben eklenmiştim. Ağır bir utanç doldu üzerime. Yalnız kaldıkça babam, onu hayatta tutan köklerine su inmiyordu, kuraklıktan ölüyordu babam. Bu kadar olabileceğini tahmin etmemiştim. Doğrunun ne olduğunu biliyordum.
Nice sonra konuştum:
“Baba, ben eve dönmek istemiyorum.” (s.133). Yazar, kahramanların ruh dünyalarından ziyade diyaloglardan ve betimlemelerden yola çıkarak ana izleği bize hissettirir. Romandaki diğer ikilem aşkı uğruna başkahramanın yaşadığı ikilemdir. İçinde bulunduğu muhafazakâr camianın değerleriyle sevgilisinin yaşadığı seküler dünyanın yaşam ve zevkleri arasındaki uçurum… Saplantılı bir âşık olmasına rağmen kahraman modern bir mecnun değildir. Çünkü yaşadığı âşk gayet somut ve dünyevidir. Kendi içinde tutarlı ve ayağı yere basan bir aşk.. Onun bu sancılı ruhsal durumunu, ne istediğini tam olarak bilmeyen aşkla malûl bir bünyenin içine düştüğü trajik bir “gönüllü sürgünlük veya  “suskunluk sarmalı” olarak okumak mümkün.

Şanzelize Düğün Salonu,  melodram özellikleri ağır basan bir romandır. Hikâyenin tamamı sade, akıcı ve sıradandır.  Terk etmeler ve tesadüfî karşılaşmalar… Herkesin başından geçebileceklerin olay örgüsünü şekillendirdiğini görürüz. Gerçeklik hissini olayların tesadüfî oluşları ve bazı kahramanların tipik olması nedeniyle zedelenir. Şeyh baba ve Baki Semih masal veya menakıbnâme kişilerinde görülen belirgin özellikler taşırlar. Olağanüstü sabır, metanet ve kararlılık… Diğer taraftan şehir, mahalle ve ev benzeri mekânlar oldukça gerçekçidir. Gündelik hayat her veçhesiyle romana yansımış. Sokakları ve mahalleleri de yaşadığımız mekânlardır. Tekke bize içerden bir sesle anlatılır. Sadelik ve sahicilik: Tarık Tufan’ın iddiası da bu olsa gerek.

Anlatıcı-kahraman ağzından duru ve saf bir Türkçe’yle okuruz hikâyeyi. Tempolu ve akıcı bir okumaya sürüklüyor bizi. Roman kahramanları içinde sadece ana-kahraman karaktere dönüşmüştür. Yazgısını kendisi yaşar ve kendine bir hayat kurmayı kendisi düşünür. Diğer kahramanlar, otobiyografik bir hikâye olan bu kurguda sadece başkahramanın hayatının birer parçasıdırlar. Baki Semih güçlü biridir, lakin hikâyede derinleşemez. Edebî olarak okuyucuyu yormayan hatta ondan düşünsel bağlamda hiçbir gayret beklemeyen, anlatıda basitliği ön planda tutan, kahramanlar hakkındaki bilginin kitapta ilk görüldüğü yerde verildiği karmaşık karakterlerin olmadığı, kahramanın kolayca başının dertten kurtarıldığı bir izlek tercih edilmiş…

Metinde ayrıca Ayfer Tunç, İhsan Oktay Anar, Barış Bıçakçı veya Hasan Ali Toptaş gibi yaşayan büyük kurgu ustalarına nazik birer selama yapılmıştır. Yerlilik ve sahicilik bakımından oldukça başarılı olan Şanzelize Düğün Salonu zevkle okunacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir