Kuşlar Yasına Gider- Hasan Ali TOPTAŞ

Bu Dağlar Kömürdendir

Bu dağlar kömürdendir
Geçen gün ömürdendir
Feleğin bir guşu var
Pençesi demirdendir.

Hadi leyli leylanı
Mevlâm yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı…

Bu yol Pasin’e gider
Döner tersine gider
Burda bir garip ölmüş
Guşlar yasına gider.

Hadi leyli leylanı
Mevlâm yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı…

Bir at bindim başı yok
Bir çay geçtim daşı yok
Burda bir yiğit ölmüş
Yanında gardaşı yok.

Hadi leyli leylanı
Mevlam yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı.

         Uzun Yol Türkleri:

Anadolu türküleriyle, bozkırıyla, yolu ve yolu gözleyenlerin özlemiyle romana konu olmuş… Türkü fonunda akıp giden tertemiz, otantik bir dil…  Hüzünlü bir Ardahan türküsünden ismini alan Kuşlar Yasına Gider romanı; türküye, abdallığa ve uzun yolculuklara selam yollar gibi başlar. Seyit ÇEVİK, Hacı TAŞAN, Bulduk USTA ve Muharrem ERTAŞ’ın türküleri Ankara-Denizli arasındaki uzun yolculuklarda Aziz’in hayallerine eşlik eder. Anlatılan hikâye ile türkülerin dillendirdiği hikâye iç içe geçer. Bozkırın ıssızlığında yanık seslerin yankısı roman boyunca devam eder. Anlatıcının babası Aziz, yerinde duramayan tez canlı bir karakterdir. Uzun yollarda tır şoförü olan Aziz, bir trafik kazasında bir ayağını kaybeder. Protez bir ayak için çeşitli hastaneleri dolaştıktan sonra oğlunun yanına -Ankara’ya- gitmeye karar verir. Uygun protez için yaptığı bu yolculuklarda Aziz’in ailesi ve çevresiyle olan ilişkileri romanın omurgasını oluşturur.  Baba-oğul çatışmasından ziyade, baba ve oğul arasındaki sıcak samimiyetten hareketle tabiatı, türküleri, hayalleri ve rüyaları içine alan bir uzun hikâye olarak başlar. Hayatın doğal akışı içinde zaman da bu doğallığa paralel olarak ilerler.

“Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.” H.A.TOPTAŞ

Aziz ilginç bir karakter… Yer yer iç âlemine çoğu defa ise dışarıya dalıp giden ve ardında uzun sessizlikler bırakan bir baba… Bir seferinde evden, elden düşme bir minibüs almak için çıkıp, günlerce oradan oraya savrulur. Yollara düştükten günler sonra, hiçbir açıklama yapmadan eve döndüğünde anlıyoruz ki Aziz’in hep özlenen, beklenen baba olduğunu. “Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü. Bu nedenle çocukluğumda annem, kardeşim ve ben hep yol gözlerdik.” Aziz, özgür ruhlu bir adam ama asıl ilginç olan, karısı ve çocukları bu özlemi dile getirdiklerinde, ne bir sitem ne de bir şikâyet var. Çocuklar hasta olduğunda, karısı yalnız kaldığında, küçük oğlunu kendi başına toprağa verdiğinde, hep beklenmiş Aziz, hep özlenen olmuş; fakat onun özgür ruhuna saygı duyulmuş. Ona özgür alan bırakılmış. Şimdi yaşlı ve hasta günlerinde asla terk edişleri dile getirilmiyor. Aslında bu yol tutkusunun altında yatan kaçışı hissediyoruz ama asla siteme dönüşmüyor bu çevresinde. Bu da sevginin en yüce hali belki: sitemkâr olmadan, beklentilerle boğmadan, talepkâr davranmadan sevmek…
Aziz’e ailesinin saygısı hastalığı sırasında da değişmiyor, onun isteklerini temel alıyorlar hep. Ameliyat olmak istemediğinde zorlamıyorlar, iradesine karşı gelmemek için çabalıyorlar. Dirençleri ancak sonlara doğru kırılmaya başlıyor, bunu da Aziz’in bir türlü kestirmediği erik ve asma dallarının kesilmesiyle simgeliyor Toptaş. Aziz için yollar sanki araç: İnsanlara yardım eli uzatmasını sağlayan bir araç… Herkesin eşyasını, acil mektubunu, hastasını, hayvanlarını, bir yerden diğerine taşıyor. Ankara’dan apar topar, kaçar gibi gitmek istemesinin nedeni de kimsenin bir diğerine yardım etmediği, yolda kalan bir arabayı itmek için kimsenin durmadığı bu şehirde kendini yabancı hissetmesi. Romanın başında anlatılan bu ilgisizlik ile romanın sonlarındaki tüm komşuların ve ailenin bir araya gelip, tekerlekli sandalye için birlikte rampa yapıyor olması tam bir tezat taşıyor. Aziz’in görmek istediği insanlığın bu ikinci hâli, bundan duygulandığını, can bulduğunu görüyoruz.

Kuşlar Yasına Gider romanı, Toptaş’ın önceki romanlarında (Kayıp Hayaller Kitabı ve Gölgesizler) kullandığı ortak motifler de mevcut: At, kaybolan insanlar, hayalet olarak beliren çocuk ve kadınlar… Bu motifler, bizi yaşamın gerçekliğinden kurgunun masalsı gerçekliğine uzun bir yolculuğa çıkarır. Ölüm kurgunun dolayısıyla hikâyenin kurucu figürüdür. Romanın atmosferine hâkim olan iyimser düşünce, baba motifini pozitif,  ancak hüzünlü bir imgeye dönüştürse de üzeri karartılmış olsa da ölüm, bir atın dörtnala yol tutuşu gibi, romandaki söyleme denk düşecek şekilde babanın peşindedir ve menziline varacaktır. Ölümün yazgısallığını sadelik ve tevekkülle karşılanışı romanın tümüne yansımıştır.

Bu roman sadece Hasan Ali TOPTAŞ dünyasının doğal bir parçası olan tabiata değil; bir dönemin ruhuna, alışkanlıklarına, türkülerine, onları seslendirenlere ve gücünü sahicilikten alan zarif bakışa da saygı duruşu niteliğini taşıyor. Açık veya gizli kederiyle roman çok sakindir. Merhamet ve şefkat duygularının samimi bir ilişkiden yola çıkılarak anlatımı söz konusu… Romanın olay örgüsü ve mekan-karakter ilişkisi incelediğinde otobiyografik nitelikler taşıdığı dikkatli okurların gözünden kaçmamıştır. Yazarın diline ve üslubuna aşina okurların severek okuyacağı yeni bir metin Kuşlar Yasına Gider. İyi okumalar.                                            

 

 

 

 

 

 

Kuşlar Yasına Gider / Hasan Ali Toptaş / Everest Yayınları / 2016 İstanbul / 248 s.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir