Gariplerin Kitabı- İan DALLAS

essufiPeygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v)’in bir hadisinde şunları söylediği kaydedilir: “ İslamiyet garip olarak başlamıştır ve bir gün gelecek yine başladığı garip hale dönecektir. Bu yüzden garipler mübarektir.” O’na gariplerin kim olduğu sorulduğunda şöyle cevap verdi:Garipler, benim sünnetimden halkın bozduğunu doğrultan, halkın yıktığını yeniden yaşatandır.” Kitap, Gariplerin Kitabı’nı bulmak için çıkılan yolculuğu konu alır. İsmini de yukarıdaki hadisten mülhem almıştır. İsmet Özel’in çevirisiyle okuyucunun beğenisine sunulmuştur.

İan Dallas(Abdülkadir Es-Sûfi) tarafından yazılan Gariplerin Kitabı, sekiz bölümden meydana gelir. Yolculuk hikâyeleri, anılar ve mektuplardan oluşur. İçsel bir huzur arayışının tasavvufi bir mecraya dönüşmesinin hikâyesini içerden bir sesin tanıklığıyla anlatılır. Hikmeti arayış çabasının hayat tecrübeleri veya kesitleriyle birleştiren yazar, bir yolculuğun insanda yarattığı dönüşümü okuruna aktarır. “Eğer hakikati arıyorsanız, hayatınız asla eskisi gibi olmayacaktır.”  Hepimiz yitiğimizi aramaktayız: “Deveyi merkep pazarında bulamazsın!” uyarısıyla başlıyor kitap…

Londra’da İslami Yazmalar biriminde çalışan bir kütüphane memuru, kütüphanenin duvarında asılı olan  “Berekât’ü-Muhammed” levhasında yazılanları merak eder, levhanın arkasındaki bir notun peşine düşer: “Bu bilgiyi arayarak elde edemezsin, ne var ki onu bulanlar aramış olanlardır.” Bayezıd-ı Bistâmî” (s.20). Yolculuğu kütüphane memurluğu yaptığı bir dönemde başlar ve Fas’a kadar sürer. Orada tanıştığı bir bedevi, onu mürşidine ve irşadına ulaştıracak ilk kapıdır. Marakeş’teki Karaviyyun Camii’ne bir Ramazan günü ulaşır. Bir şeyhe intisap eder, varlık ve yaşamla ilgili yıllarca biriktirdiği sorulara cevap bulmaya çalışır. Tam bu noktada rehberin önemi ve niteliği ortaya çıkar. Talip için buldum demek belki de her şeyin bittiği vakittir. En zor şey ve en mühim olan sükût ve devamlılıktır. İlk mürşidinin yanında uzun bir süre kalarak seyr ü sulûkunda ilerlemeye başlar. Yolcu, bu serüvenin her anını zihnine ve kalbine not eder: “Adı belirsiz duruma gelmelisin. Görünmez. Namazın kendisi olmalısın.” İnsan her şeyini elinden alabilirsiniz. Ama talipten istenilen bu değildir. Yola çıkarken ismi “yolcu”dan başka bir şey olamaz,  olmamalıdır. Bunu sağlayabilmek tam bir teslimiyetle mümkündür. Başka bir kitapta şöyle okumuştum: “İnsan bu yolda berber koltuğunda oturduğu gibi olmalıdır.” “Nefs; onun hakkında okumak yahut konuşmak başka, onunla hesaplaşmak yine başkaydı.” Konuşmak en çok yaptığımız şey, okumak daha az. Hesaplaşmak ise sadece gerçek arayışçıların payına düşüyor. Varlık ve nesneler hakkında, bilginin mahiyeti hakkında temel cevaplar öğrenir: “Her nesnenin kendi bilinci vardır. Diyelim ki şu bardak… Kendi bilincindedir. Şuraya kadar bilebilir. Oraya gelince dolmuştur. Şimdi bu sürahi kendi bilincindedir. Şuraya kadar bilebilir. Fakat bu bardak, bu sürahinin bilebildiğini bilemez. Kendi biçiminin elverdiğinden daha fazlasını içiremez. Ama bak, bu bunu doldurabilir.” Belki en zor şeylerden biri de bilmiyorum demek ve bunu kabul edebilmektir.”

Kitap, mektuplar, anılar ve notlarla ilerler. Ayet ve hadislerle yaşanan manevi yolculuk temellendirilmeye çalışılır. Nihayetinde hakikati arama yolculuğunun sonsuzluğuna varır.

Gariplerin Kitabı, bir çıkmaza giren modern yaşamın sorularına cevap bulmak için okunacak kitapların başında gelir. Abdülkadir Es-Sufi bize manevi iklimin duraklarından sesleniyor. Ayrıca bunu egzotik bir doğa yolculuğu fantezisine başvurmadan… Belirtmek isterim ki bir ara çok popüler olan Simyacı romanı gerek kurgu gerekse tematik olarak bu kitaptan çok izler taşır. Rüya sonrası Santiago’nun (Simyacı’nın kahramanı) çıktığı yolculuk, dolaştığı coğrafya ve doğaya dönük perspektifi Gariplerin Kitabı’nın devamı gibidir. Simyacı romanı kurgu ve anlatım tekniği açısından başarılı olsa bile İan Dallas’ın anlatısı kadar içsel ve samimi değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir