Anayurt Oteli: Yusuf ATILGAN

780-anayurt-oteliHer şeye yüksek bir sadakat, derin bir nefretle bağlıyım. Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.” Charles Baudelaire

Bir Anti-Kahramanın Romanı: Anayurt Oteli:

Anayurt Oteli, Atılgan’ın Aylak Adam’dan on beş yıl sonra (1973) yayımladığı bir romandır. Tahkiye esasına bağlı edebi metinlerde olay örgüsü kadar, olay örgüsünü sürükleyen kahramanlar da önemlidir. Roman ve hikâye gibi edebi türleri okunur kılan, edebi eserin mesajını belirginleştiren asıl unsur olay halkaları ve kişi kadrosudur. Zebercet, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’nin başkahramanıdır. Romanda Zebercet: “Orta boylu denemez; kısa da değil.  Askerliğindeki ölçülere göre bir altmış iki, kilosu elli dört… Şimdilerde, otuz üç yaşında, gene don-gömlek kantara çıksa elli altı ya da elli yedi kiloyu bulur. İki yıldır karın kasları gevşemeye başladı. Başın bedenine göre büyükçe, alnı geniş; saçları, kaşları, gözleri, bıyığı koyu kahverengi; yüzü kuru, biraz aşağıya çekik ama gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği sabah aynaya baktığında gördüğü kadar da değil. Elleri küçük, tırnakları kısa; omuzları, göğsü dar. Yedi aylık doğmuş. 1930 yılı Kasımının 28’inde akşama doğru ağrıları tutmuş anasının… Belemiş, avucuna almış, el kadar bir şey. “ Pamuğa sarıp inci kutusuna yatırılır bu; Zebercet koyun adını.” dedi. Hemen kulağına eğildim… Böylece bu  pek rastlanmayan ad konmuş çocuğa. (Anayurt Oteli, s.12,13) ifadeleri ile tanıtılır. Zebercet; güçsüz, biçimsiz, kararsız, karamsar, bakımsız ve zavallı görünümlüdür. Kendisiyle ve çevresiyle iletişim kuramayan, kaçış psikolojisini kendine ilke edinmiş bir kahramandır. Daha doğrusu bir anti-kahramandır. Zebercet; tek düze bir yaşamı benimsemiş, oteldeki programını, tıraş gününü, fiş teslimi gününü, postaneyi, hamamı, terzi zamanını belirli günlere ayarlamış bir kahramandır. Bu görevlerin dışında toplumla, dış dünya ile bir ilgisi yoktur. Zebercet, sadece şimdi anlamsız, tanımsız, karmaşık, aşağılanmış, ümitsiz, gülünç değil; çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında da aynı tavrı benimseyerek yaşamıştır. Zebercet,  şaşmaz düzenini sarsacak ve onu sığındığı kabuğundan gün yüzüne çıkaracak, bir diğer deyişle anlamsız hayatını anlamlandıracak bir sevgiye ihtiyaç duymaktadır. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının onun bütün yaşantısına nüfuz ederek, onu şiddet ve intiharın eşiğine sürüklemesinin temelinde bu ihtiyaç ve hiçbir yere ait olamama duygusu yatar.

Anayurt Oteli’nin kahramanı Zebercet’in özellikleri düşünüldüğünde, roman  psikiyatri açısından bir olgu sunumu,  eski  deyişiyle bir vaka takdimi  olarak okunabilir. Çünkü Zebercet Şizoid bir kişiliktir. Bu rahatsızlığın bütün belirtilerini neredeyse üzerinde toplamıştır: Gündelik hayata kayıtsızdır, olayları takip etmez, dahası otelden belirli günler dışında çıkmaz. Bir bakıma kendini dış dünyaya kapatmıştır. Bir diğer şizoid belirti ise Zebercet’in övgülere, eleştirilere kayıtsız olması, bir başka insanın varlığından huzursuzluk duymasıdır… Klinisyenler, şizoid erkeklerin sürekli bir ilişki geliştiremeyeceğini; ilişkilerini evliliğe dönüştüremeyeceğini söylüyorlar.

Romanın biçim ve içerik kurgusundaki düzensizlik diğer karakterlerin ruh dünyasına da aynen yansımıştır. Romanda Zebercet’in dışındaki “otel, kasaba, ortalıkçı kadın, emekli subay, kedi, oteldeki  müşteriler…” gibi romanın şahıs kadrosunu oluşturan kahramanlar ve diğer unsurlar da normal yaşam niteliği taşımayan vasıflarla romanda varlığını korur. Zebercet’in doğumundaki,  adındaki ve yaşamındaki talihsizliği, yalnızlığı, tek düzeliği romandaki diğer kahramanlar için de geçerlidir. Zebercet’e en yakın kahramanlardan biri olan Ortalıkçı Kadın’ın yaşadığı talihsizlikler, taşıdığı ruhsal ve fiziksel nitelikler; otele müşteri olarak gelen ve kendini emekli subay olarak tanıtan kahramanın nitelikleri ve karmaşıklığı romanın olay örgüsündeki ve biçimindeki karmaşıklığa paraleldir. Karakter isimleri çağrışımları olan ve anlamında bir hikâye olan isimlerdir.

Otel, günümüzde farklı bir anlam ve yaşam alanı oluşturmuş olsa da otellerin asıl vasfı insanların yalnızlığını, garipliğini ve sahipsizliğini paylaşmaktır. Otel metaforu başlı başına bir mesajdır. Otellere her gün birileri gelir, otellerden her gün birileri ayrılır. Kimin ne kadar kalacağı belli olmaz. Oteller; farklı şehirlerden, meslek gruplarından, anlayışlardan insanların aynı odayı veya komşu odaları kullandıkları mekânlardır. Atılgan; mekân olarak oteli seçerken olay örgüsünün belirsizliğini, karmaşıklığını, yarınsızlığını desteklemiştir.

Anayurt Oteli, bir simülasyon,  yani benzetim çalışması olarak  değerlendirmek olasıdır. Bu ilginç tutumu sayısal özellik yardımıyla  açıklamakta yarar var: Romanın hemen başındaki  Otel bölümünde, Atılgan,  otel binası ile ilgili şunları söylemiş: “O zamanlar kasabanın ileri gelenlerinin doğan çocukları, ölen yakınları için tarihler düşürüp birkaç kuruş kazanan bir yerli ozan, konak yapıldığında  ‘ ebced’le bir şeyler uyduramadığından olacak ölçüsü ne aruza ne heceye uyan tuhaf bir tarih yazmış:
Bir iki iki delik
Keçeci Zade Malik
Arap rakamlarıyla  ‘ bir, iki, iki delik’ bin iki yüz elli beş ediyor; şimdiki  tarihle bin sekizyüz otuz dokuz..
” Yani, Tanzimat Fermanı’yla aynı tarihte yapılan bu  konak,   Cumhuriyet’in  ilan edildiği  yıl olan1923’te otel olmuş…

Anayurt Oteli’nin ana mesajı Zebercet’in yaşadığı bohemlik, yalnızlık, iletişimsizlik, toplumdan kopukluk eksenine yığılmıştır. Kahramanın yaşadığı bu psikolojik durum bir boşluğu,  tutarsızlığı ve bireysel acıyı doğurmuştur. Zebercet’in bunalımlı ruhu, tutkulu sevdası ve istekleri daha sonra çevresel şiddeti ve intiharı doğurmuştur. Romanda sahtelikler, iki yüzlülükler, yalnızlaştırmalar, güvensizlikler, anlayışsızlıklar modern insanın bir sıkıntısı, belki de en önemli sıkıntısı olarak sunulmuştur. Charles Baudelaire bohem, yalnızlık, kaçış ve yurtsuzluk ile ilgili şu sözü Anayurt Oteli’nde somutlaşır: “Her şeye yüksek bir sadakat, derin bir nefretle bağlıyım. Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.”

Romanda anlatım tekniği olarak kahramanın ağzından anlatım söz konusudur. İç monologlar ve bilinç akışı anlatımıyla karakterlerin ruhsal yapıları derinleştirilir. Yazar, bu özellik sayesinde romandaki kişilerin iç dünyalarını daha sağlıklı bir şekilde tanıma fırsatını okuyucuya sunar. Modern insanın dramını usta bir kalemden okumak isteyenlere hararetle tavsiye olunur. İyi okumalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir